Meydan okumalarına sınır koyma, sınırlarına meydan oku!

Hayatta karşımıza çıkan her meydan okumayı, sahip olduğumuz sınırların izin verdiği ölçüde karşılamaya çalıştığımızda, aslında kendi potansiyelimizi de sınırlamış oluruz. Oysa insanın sınırları her zaman değişmez değildir; bazı sınırlar yalnızca bugünkü bilgi, deneyim, cesaret veya inanç düzeyimizin sınırlarıdır. Bu söz, zorluklardan kaçınmak yerine kendimize koyduğumuz “Yapamam”, “Benim için çok zor”, “Artık çok geç” gibi düşünceleri sorgulamaya davet ediyor. Çünkü çoğu zaman bizi durduran şey, gerçekten aşamayacağımız bir engel değil, o engeli aşamayacağımıza dair inancımızdır. Kendimize meydan okumaya başladığımızda, potansiyelimizin sandığımızdan çok daha geniş olduğunu keşfetmeye başlayabiliriz.
Bu sözden ilham alarak günlük yaşamda uygulayabileceğimiz pratik bir yöntem, her hafta kendimize küçük ama konfor alanımızın biraz dışında kalan tek bir hedef belirlemektir. Daha önce yapmadığınız bir şeyi deneyebilir, ertelediğiniz bir işi başlatabilir, zorlandığınız bir konuda ilk adımı atabilir veya kendinize “Bunu gerçekten yapamam mı, yoksa yapabileceğime henüz inanmadığım için mi denemiyorum?” diye sorabilirsiniz. Burada amaç kendimizi tüketmek ya da gerçekçi olmayan hedeflerin peşinden koşmak değildir. Amaç, sınırlarımızı zorlayarak onların gerçekten ne kadar geniş olduğunu keşfetmektir. Çünkü gelişim çoğu zaman rahat ettiğimiz yerde değil, kendimize güvenerek bir adım daha ileri gitmeye cesaret ettiğimiz yerde başlar.
Örneğin yıllardır topluluk önünde konuşmaktan çekinen birinin, önce birkaç kişinin karşısında konuşmayı denediğini düşünelim. İlk denemesinde heyecanlanabilir, kelimeleri karıştırabilir ve kendisini yeterince başarılı bulmayabilir. Fakat vazgeçmek yerine bir sonraki konuşmada biraz daha uzun süre sahnede kalır, sonra daha büyük bir grubun karşısına çıkar ve zamanla başlangıçta aşılmaz görünen korkusunun aslında çalışarak ve deneyim kazanarak küçülebileceğini görür. Hayatımızdaki pek çok sınır da böyledir. Onlara uzaktan baktığımızda büyük görünürler; üzerlerine yürüdüğümüzde ise değişmeye başlarlar. Bazen aşmamız gereken en büyük engel, karşımızdaki duvar değil; o duvarın ötesine geçemeyeceğimize dair kendi inancımızdır. Bu nedenle meydan okumalarımızı küçültmek yerine, gerektiğinde kendi sınırlarımıza meydan okuyalım.
Sınırlarınızı zorlayın. Onların gerçekten sizin olmadığını göreceksiniz.