Gökyüzüne ulaşmak isteyen, yeryüzüne meydan okumalıdır.
Gökyüzüne ulaşmak, yalnızca yükseklere bakmakla değil, bulunduğumuz yerden yükselmeye cesaret etmekle mümkündür. Bu söz, büyük hedeflerin konfor alanının içinde gerçekleşmeyeceğini anlatır. Yeryüzü burada bizi sınırlayan korkuları, alışkanlıkları, bahaneleri ve güvenli alanımızı temsil eder. Gökyüzü ise hayallerimizi, potansiyelimizi ve ulaşmak istediğimiz yaşamı simgeler. Dolayısıyla başarı ve gelişim istiyorsak, bizi olduğumuz yerde tutan sınırlarla yüzleşmeyi göze almalıyız. Çünkü bazen ulaşmak istediğimiz yere giden en önemli adım, kendimize “Bunu gerçekten neden yapamayayım?” diye sormaktır.
Bu sözden ilham alarak günlük yaşamda uygulayabileceğimiz pratik bir yöntem, her gün konfor alanımızın biraz dışına çıkan tek bir davranış seçmektir. Uzun zamandır ertelediğimiz bir telefon görüşmesini yapmak, fikrimizi bir toplantıda dile getirmek, yeni bir beceri öğrenmek veya korktuğumuz bir işe ilk adımı atmak bunun için yeterlidir. Burada amaç bir anda hayatımızı değiştirmek değil, her gün kendimize küçük bir meydan okuma vermektir. Çünkü cesaret de kas gibidir; kullandıkça güçlenir. Küçük adımlar zamanla büyür ve bizi daha önce ulaşamayacağımızı düşündüğümüz hedeflere yaklaştırır.
Örneğin kendi işini kurmak isteyen birinin yıllarca “Bir gün yapacağım.” diyerek beklediğini düşünelim. Bir gün oturup yalnızca ilk adımı atmaya, iş fikrini yazmaya, bir alan adı almaya veya ilk müşterisiyle iletişime geçmeye karar verdiğinde aslında henüz gökyüzüne ulaşmış değildir. Fakat artık yeryüzüne meydan okumaya başlamıştır. Her yeni adım, korkularının biraz daha küçülmesini ve potansiyelinin biraz daha görünür hâle gelmesini sağlar. Hayallerimize ulaşmak için önce bulunduğumuz yerin güvenli sınırlarını aşmaya istekli olmalıyız. Çünkü gökyüzü, cesaret edip yükselmeye başlayanlar için yalnızca uzak bir hayal değil, adım adım yaklaşılabilecek bir hedeftir.