“Eğer cesur değilsen samimi olamazsın. Eğer cesur değilsen sevemezsin. Eğer cesur değilsen güvenemezsin. Eğer cesur değilsen, gerçeğin peşine düşemezsin. O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler.” Osho
Osho’nun bu sözünde cesaret, yalnızca büyük riskler almak ya da korkusuz görünmek değildir; kendimizle ve hayatla dürüst bir ilişki kurabilme gücüdür. Samimi olmak, olduğumuz kişi gibi görünmeyi ve bazen kabul görmeme ihtimalini göze almayı gerektirir. Sevmek, incinme ihtimaline rağmen kalbimizi açmayı; güvenmek ise kontrol edemediğimiz bir alanda bir başkasına alan bırakmayı ister. Gerçeğin peşinden gitmek de hoşumuza gitmeyen cevaplarla karşılaşabileceğimizi kabul etmeyi gerektirir. Bütün bunların ortak noktasında cesaret vardır. Çünkü korkularımızın arkasına saklandığımızda kendimizi koruyor olabiliriz, fakat aynı zamanda hayatın bize sunabileceği derinliklerden de uzaklaşabiliriz. Osho’nun sözünü güçlü kılan tarafı da tam burada ortaya çıkar: Cesaret, pek çok güzel şeyin ardından gelen bir sonuç değil, onların başlayabilmesi için gereken ilk adımdır.
Bu sözden günlük hayatımıza taşıyabileceğimiz pratik öneri, her gün bizi biraz rahatsız eden ama söylemekten, yapmaktan veya yüzleşmekten kaçındığımız bir konuda küçük bir cesaret adımı atmaktır. Uzun zamandır söylemek istediğimiz bir şeyi açıkça ifade edebilir, özür dilememiz gerekiyorsa bunu ertelemeyebilir, bir konuda yardım istemekten çekiniyorsak bunu deneyebilir veya kendi düşüncemizi başkalarınınkinden farklı olsa bile saklamadan dile getirebiliriz. Burada amaç bir anda korkularımızın tamamını aşmak değildir. Kendimize “Korkuyorum ama yine de bunu yapabilirim.” diyebileceğimiz küçük alanlar oluşturmak yeterlidir. Çünkü cesaret çoğu zaman büyük bir patlama gibi ortaya çıkmaz; küçük yüzleşmelerin, dürüst seçimlerin ve tekrar tekrar atılan adımların içinde gelişir.
Günlük yaşamda bunun güzel bir örneğini, bir yakınıyla arasında uzun süredir çözülmemiş bir sorun yaşayan bir insan üzerinden düşünebiliriz. Her iki taraf da konuşmak istemektedir; ancak yanlış anlaşılma, reddedilme veya yeniden incinme korkusu onları sessizliğe itmektedir. Bir gün taraflardan biri, karşısındakini suçlamadan kendi duygusunu açıkça anlatmaya karar verir. Konuşmanın nasıl sonuçlanacağını bilmemektedir; fakat sessiz kalmanın da sorunu çözmediğini fark etmiştir. Belki konuşma her şeyi bir anda düzeltmeyecektir, belki yeni sorular ortaya çıkacaktır. Ama o ilk adım, samimiyetin ve gerçek bir bağ kurma ihtimalinin önünü açacaktır. Çünkü sevgi de güven de dürüstlük de insanın kendini korumak için ördüğü duvarların biraz gerisine çekilmeyi gerektirir. Bazen hayatımızda eksik olan şey sevgi, güven ya da samimiyet değildir; bunları ortaya çıkarabilecek kadar cesur olmamamızdır.
Osho Kimdir?
Osho (1931-1990) Hindistan doğumlu düşünür, ruhani öğretmen ve konuşmacıdır. Asıl adı Rajneesh Chandra Mohan olan Osho, insanın kendisini daha yakından tanıması ve hayatını başkalarının kalıplarına göre değil, kendi farkındalığıyla biçimlendirmesi gerektiğini savunan görüşleriyle tanınmıştır. Konuşmalarında özgürlük, meditasyon, sevgi, korku, bilinç ve bireysel dönüşüm gibi konulara geniş yer vermiş; geleneksel kabulleri sorgulayan doğrudan ve zaman zaman provokatif anlatımıyla geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştır. Özellikle meditasyonun günlük hayatın içine taşınması ve insanın kendi düşünce ve duygularını gözlemlemesi üzerine geliştirdiği yaklaşım, onun düşünce mirasının önemli parçalarından biri olmuştur.