“Eğer sıkılıyorsan, dikkatini vermiyorsun demektir.” Frederick Salomon Perls
Frederick Salomon Perls’in bu sözü, sıkılma duygusuna alıştığımızdan biraz farklı bakmamızı sağlıyor. Bazen bir ortamı, bir konuşmayı, yaptığımız işi veya karşımızdaki insanı “sıkıcı” buluruz ve dikkatimizi hemen başka yerlere yöneltiriz. Oysa dikkat vermediğimiz bir şeyi anlamamız, ondan keyif almamız veya içindeki ayrıntıyı fark etmemiz de zorlaşır. Aynı kitap bir gün çok etkileyici gelirken başka bir gün sıkıcı gelebilir; çünkü değişen her zaman kitap değildir, bizim zihinsel durumumuzdur. Elbette bazı şeyler gerçekten bize uygun olmayabilir. Ancak sıkılmayı otomatik olarak dışarıdaki koşullara bağlamak yerine, önce kendi dikkatimize bakmak bize önemli bir farkındalık kazandırabilir. Dikkat verdiğimiz yerde ayrıntı ortaya çıkar; ayrıntı ortaya çıktığında ise merak yeniden canlanabilir.
Bu sözden günlük hayatımıza taşıyabileceğimiz pratik öneri, sıkıldığımızı fark ettiğimiz anda bulunduğumuz şeye beş dakika boyunca bilinçli olarak bütün dikkatimizi vermektir. Telefonu, başka düşünceleri ve mümkünse dikkat dağıtan diğer unsurları bir kenara bırakalım. Bir konuşmayı gerçekten dinleyelim, yaptığımız işin ayrıntılarına bakalım veya bulunduğumuz ortamda daha önce fark etmediğimiz üç şeyi keşfetmeye çalışalım. Beş dakikanın sonunda hâlâ sıkılıyorsak, en azından bunun gerçekten ilgisizlikten mi yoksa dikkat dağınıklığından mı kaynaklandığı konusunda daha doğru bir fikir edinmiş oluruz. Dikkati vermek, her şeyi sevmek zorunda olmak değildir; önce gerçekten orada olup olmadığımızı anlamaktır.
Günlük yaşamda bunun güzel bir örneğini, uzun süren bir toplantıda sürekli saate bakan bir insan üzerinden düşünebiliriz. Konuşulanların hiçbirini yeterince dinlemediği için toplantı ona daha da uzun ve sıkıcı gelebilir. Bir noktada bilgisayarını kapatıp konuşmacının anlattığı konudan kendisi için önemli olabilecek tek bir noktayı bulmaya karar verdiğini düşünelim. Bir süre sonra ilgisini çeken bir ayrıntı yakalayabilir ve toplantının geri kalanını daha dikkatli dinlemeye başlayabilir. Belki toplantı hâlâ çok eğlenceli değildir; ancak artık tamamen kopmuş da değildir. Bazen ilgimizi çekmeyen şeyi hemen değiştirmek yerine, ona biraz daha dikkat vermek bize içinde saklı başka bir anlam gösterebilir. Sıkıldığımız her an değişmesi gereken dünya olmayabilir; bazen yalnızca dikkatimizi yeniden bulunduğumuz ana vermemiz gerekiyordur.
Frederick Salomon Perls Kimdir?
Frederick Salomon Perls (1893-1970) Alman kökenli psikiyatrist ve psikoterapisttir. Daha çok Fritz Perls adıyla tanınan Perls, eşi Laura Perls ve düşünür Paul Goodman ile birlikte Gestalt terapi yaklaşımının gelişiminde önemli rol oynamıştır. İnsan deneyimini yalnızca geçmişin etkileri üzerinden açıklamak yerine, kişinin o anda ne yaşadığına, ne hissettiğine ve çevresiyle nasıl ilişki kurduğuna dikkat çeken bir terapi anlayışının oluşmasına katkıda bulunmuştur. Perls’in yaklaşımında farkındalık, şimdi ve burada olma, kişinin kendi deneyimini doğrudan fark etmesi ve sorumluluk alması önemli bir yer tutar. Bu nedenle düşünceleri yalnızca psikoterapi alanında değil, bireyin kendisini daha yakından gözlemlemesi ve günlük yaşamındaki deneyimlerini fark etmesi açısından da etkili olmuştur. Perls, insanın kendi yaşantısını başkalarının tanımları üzerinden değil, mümkün olduğunca doğrudan deneyimleyerek anlamlandırmasına önem veren yaklaşımıyla psikoterapi tarihinin dikkat çeken isimlerinden biri olmuştur.