“Mümkün olanı başarmak için, imkansızı denemek gerekir.” Hermann Hesse
Hermann Hesse’nin bu sözü, ulaşabileceğimiz sonuçların çoğu zaman bugün kendimize çizdiğimiz sınırların biraz ötesine geçmeye cesaret ettiğimizde ortaya çıktığını anlatıyor. İnsan yalnızca kesin olduğuna inandığı şeyleri denerse, bildiği alanın dışına çok fazla çıkamaz. Oysa yeni bir fikir geliştirmek, büyük bir hedef belirlemek veya hayatımızda önemli bir değişiklik yapmak, başlangıçta bize gereğinden fazla iddialı görünebilir. Buradaki “imkânsız”, gerçekten hiçbir koşulda gerçekleşemeyecek bir şeyden çok, henüz nasıl başaracağımızı bilmediğimiz şey olarak düşünülebilir. Çünkü bir hedefin ilk günündeki bilgi ve deneyimimiz ile ona ulaşmak için yol aldığımızdaki kapasitemiz aynı değildir. Denedikçe öğrenir, öğrendikçe yeni ihtimaller görürüz. Bazen mümkün olanı keşfetmenin yolu, önce mümkün değilmiş gibi görünen yere kadar düşünmeye ve denemeye cesaret etmektir.
Bu sözden günlük hayatımıza taşıyabileceğimiz pratik öneri, kendimize normalde koyacağımız hedefin bir adım ötesinde bir hedef belirleyip bunu küçük bir denemeye dönüştürmektir. Örneğin bir ayda on kitap okumayı gerçekçi buluyorsak, daha fazlasını hedeflemekten çok, normalde cesaret edemeyeceğimiz bir kitabı seçip her gün düzenli okumaya başlayabiliriz. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorsak bütün düzenimizi bir anda değiştirmek yerine, henüz denemediğimiz bir fikri küçük ölçekte test edebiliriz. Buradaki amaç kendimizi gereksiz yere zorlamak değil; “Yapamam.” dediğimiz sınırın gerçekten nerede olduğunu görmek olmalı. Çünkü bazen zihnimizin koyduğu sınır ile gerçek kapasitemizin sınırı aynı değildir.
Günlük yaşamda bunun güzel bir örneğini, yıllardır kendi kitabını yazmak isteyen bir insan üzerinden düşünebiliriz. İlk başta yüzlerce sayfalık bir kitap yazmak ona imkânsız gelebilir. Hatta bu düşünce, daha ilk cümleyi yazmadan vazgeçmesine neden olabilir. Fakat hedefi küçültüp her gün yalnızca birkaç sayfa yazmaya başladığında, zaman içinde büyük bir metnin ortaya çıktığını görebilir. Başlangıçta imkânsız görünen şey, artık üzerinde çalıştığı somut bir projedir. Belki ortaya çıkan eser ilk hayal ettiği kadar mükemmel olmayacaktır; ancak hiç başlamamış olsaydı ulaşamayacağı bir noktaya gelmiştir. Hayatımızdaki pek çok başarı da böyle başlar: Önce zihnimizde sınırı biraz ileri taşır, sonra o sınıra doğru yürürüz. Mümkün olanı genişletmenin yolu, kendimize “Bunu yapabilir miyim?” diye sormaktan önce, “Bunu denemeye cesaret edersem nereye kadar gidebilirim?” diye sormaktır.
Hermann Hesse Kimdir?
Hermann Hesse (1877-1962) Alman asıllı İsviçreli yazar ve şairdir. Eserlerinde insanın kendisini tanıma çabasını, iç dünyasındaki çatışmaları ve kendi anlamını arayışını merkeze alan Hesse, 20. yüzyıl edebiyatının en çok okunan isimlerinden biri haline gelmiştir. Gençlik dönemindeki eğitim deneyimleri ve sonrasında kitapçılık yapması, edebiyatçı kimliğinin oluşmasında önemli duraklar olmuş; zamanla yazarlığı kendi hayatının merkezine yerleştirmiştir. Demian, Siddhartha, Bozkırkurdu ve Boncuk Oyunu gibi eserlerinde insanın kendi yolunu bulma çabasını farklı karakterler ve düşünsel yolculuklar üzerinden ele almıştır. Eserlerinde Doğu düşüncesinden Batı felsefesine uzanan çeşitli etkileri bir araya getiren Hesse, özellikle bireysellik, özgürlük, içsel dönüşüm ve hakikati arama temalarıyla kendine özgü bir edebî dünya oluşturmuştur. 1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesi, edebî üretiminin uluslararası ölçekteki karşılığının en önemli göstergelerinden biri olmuştur.
“Yumurta dünyadır. Doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır.” Hermann Hesse