Sıra dışı olmak için sırayı bozmak gerekmez; sıranın dışında olmak yeterlidir.
Sıra dışı olmak, her zaman kuralları çiğnemek, başkalarının düzenini bozmak veya herkesten farklı görünmeye çalışmak anlamına gelmez. Bazen asıl fark, aynı dünyanın içinde kendi yolumuzu bulabilmektir. Bu söz, toplumun beklentilerine körü körüne uymak yerine kendi değerlerimizi, yeteneklerimizi ve hayallerimizi keşfetmemiz gerektiğini anlatır. Herkesin yaptığı şeyi yapmak güvenli ve kolay olabilir; ancak özgünlük, başkalarından farklı olmak için çabalamaktan çok, kendimiz olmaktan vazgeçmemekle ortaya çıkar.
Bu sözden ilham alarak günlük yaşamda uygulayabileceğimiz pratik öneri, her gün yaptığımız işlerden birinde kendimize “Bunu daha önce hiç düşünülmemiş bir şekilde nasıl yapabilirim?” sorusunu sormaktır. Bu mutlaka büyük bir değişiklik olmak zorunda değildir. Bir sunumu farklı bir yöntemle hazırlamak, çalışma biçimimizi değiştirmek, bir probleme alışılmışın dışında bir çözüm üretmek veya uzun zamandır ertelediğimiz yaratıcı bir fikre fırsat vermek bile yeterlidir. Burada amaç sırayı bozmak değil, sıranın içinde kaybolmadan kendi sesimizi bulmaktır. Çünkü özgünlük çoğu zaman büyük bir başkaldırıyla değil, küçük ama bilinçli tercihlerle gelişir.
Örneğin aynı işi yapan birçok kişinin yalnızca mevcut yöntemleri tekrar ettiğini düşünelim. İçlerinden biri ise kimseyle yarışmadan, kimsenin işini küçümsemeden kendi yöntemini geliştirmeye başlar. Zamanla daha yaratıcı çözümler üretir, kendi tarzını oluşturur ve yaptığı işle fark edilir hâle gelir. O kişi sırayı bozmuş değildir; yalnızca sıranın içinde kendi yerini farklı biçimde oluşturmuştur. Sıra dışı olmak için herkesten farklı görünmeye çalışmamıza gerek yok; kendimiz olmaya cesaret etmemiz çoğu zaman zaten yeterlidir.